Christian Wolff ve İlk Felsefe ya da Ontoloji/İKİ
PDF için tıklayınız...Geçen
dersimizde Christian Wolff’un “İlk Felsefe” ya da “Ontoloji” üzerine yapmış
olduğu konuya daha çok giriş yapmayı amaçlayan bazı genel belirlemelere
bakmıştık. Neydi bunlar? Wolff’a göre ilk felsefe olması nedeniyle Ontoloji son
derece soyut olsa bile sonunda “insan yaşamının durumlarına … uygulanabilen” bir
felsefi bilim olmalıdır (23). Diğer bir deyişle Ontoloji temel ve bu nedenle en
soyut felsefi bir bilim dahi olsa “insan soyuna” (Menschengeschlecht) yararlı olmalıdır. Ne var ki Ontoloji’nin
kavramlarına ve şekline “karanlık” hâkim olmuştur. Bunun nedeni Skolastik
düşünürlerin Ontoloji anlayışıdır. Bu anlayışa göre Ontoloji, teolojiye hizmet
etmelidir. Oysa Ontoloji’nin görevi tutarlı bir “dünya tasarımı” ortaya
koymaktır.
Fakat
Ontoloji’ye hizmetçi görevi biçen Skolastik felsefecilerin anlayışı doğal
olarak Ontoloji’nin en başta “yüksek fakülteler” (örneğin teoloji fakültesi) tarafından
“kötüye kullanılmasına” (Mißbrauch)
(7) neden olmuştur. Wolff, Ontoloji’yi bu hizmetçi durumundan kurtarıp ona bir
zamanlar biçilen ilk felsefe olma onurunu, Metafizik’i komple reforme ederek
yeniden vermek istemektedir. Böylelikle Ontoloji, bu karanlık halinden
kurtarılıp bilimlere ve günlük yaşam da (en sıradan, en basit insan ilişkileri
de) dâhil insan yaşamının her alanı için her zaman “verimli” (19) hale getirilmelidir.
Ontoloji’ye
verilmek istenen “yepyeni kalıp” (11) kendi başına bir amaç değildir. Yeni Çağ
ile (Felsefe’nin ve bilimlerin Teoloji’nin tahakkümünden kurtarılıp özgürleşmeye
başlamasıyla birlikte) Felsefe’nin ve bilimlerin amacı köklü bir şekilde yeniden
tanımlanmıştır. Descartes Felsefenin
İlkeleri’nin Fransıca çevirmenine yazdığı mektupta bunu açıkça ifade
etmiştir. Bütün bilimler en yüce bilgelik olan ahlak felsefesine hizmet
etmelidir. Zira ahlak felsefesi insanı mutluluğa götürecek bilimdir. Descartes’ın
Felsefe’ye ve bilimlere atfetmiş olduğu bu yeni ödev, Wolff’’un Ontoloji’nin
asıl amacının “insan soyuna” ya da insanlığa “yararlı” olmak olarak
tanımlamasında ifadesini bulmaktadır. Yani felsefenin insanlığın mutluluğa
erişmesine hizmet etmesi gerekmektedir. En azından modern felsefenin modern
kurucuları ona bu görevi atfetmektedirler.[1]
Nedir
bir bütün olarak bilimlerin (ki Felsefe de bir bilimdir) nihai amacı? Wolff bu
soruya yanıtı yukarıda ‘insanlığa hizmet etmek’ olarak tanımlıyor. Bu belirleme
içinden çıkılması kolay olmayan zor ve karmaşık sorulara götürüyor. Örneğin
“insan nedir?”, “insanlık neden vardır?”, “insan neden yaşar?”, “yaşamın anlamı
nedir?” gibi yanıtlanması kolay olmayan büyük sorulara. Bilimler sisteminin
insanlığa hizmet, insan yaşamını iyileştirmek üzere varolduğu konusunda Wolff
ve Descartes ile aynı düşünmektedir –ki Wolff Ontoloji’yi yeni baştan kurmaya
ve bununla birlikte bütün felsefe ve bilimler sistemini yeniden temellendirmeye
girişirken; bunu açıkça Descartesçı gelenek içinde, yani Aydınlanmacı gelenek
içinde yaptığını açıkça beyan etmektedir. O zaman Descartes’a dönelim.
Descartes,
Yöntem Üzerine Konuşma’nın üçüncü
bölümünün ilk paragrafında yaşamın amacını ‘mutluluk’ olarak tanımlıyor.[2] Mutluluğu
kendisine doğrudan araştırma konusu yapan felsefi bilim ise Aristoteles’ten
beri anlaşıla geldiği üzere Ahlak Felsefesi’dir.
İsterseniz
şimdi Descartes’ın Ahlak Felsefesi’ni Felsefe ve bilimler sistemi (teorik ve
empirik bilimler sistemi içinde nereye koyduğuna bakalım.
Descartes
Felsefe ve bilimlerin temeline “felsefenin ilk bölümü” olarak Metafizik’i
yerleştiriyor ve burada en başta “bilginin ilkeleri” bulunmaktadır. Descartes
devam ediyor:
Tanrı’nın sanlarının başlıcaları, ruhumuzun ölmezliğinin ve
bizde bulunan tüm açık ve yalın düşüncelerin açıklaması bu ilkelerde
bulunmaktadır (41).
Bilimler
sisteminde ikinci bölüm fiziktir. Burada “maddi nesnelerin gerçek ilkeleri
bulunmaktadır.” Descartes sözlerini şöyle sürdürüyor:
…genel olarak tüm evrenin nasıl kurulduğunun incelenmesinin
yanı sıra yerin çevresinde diğer cisimlerin hava, su, ateş, mıknatıs ve başka
maddelerin doğası da özel olarak incelenir (41).
Son
olarak:
…özel olarak insana yararlı diğer bilimlere girebilmek için
bitkilerin, hayvanların ve elbette insanın doğasını da inceleye gerek vardır.
Böylece tüm felsefe bir ağaç gibidir: Kök, gövde ve dallar. Kökleri fizikötesi
(Metafizik –DG), gövdesi fizik ve dalları da diğer bilimlerdir (41).
Descartes
sonra bilimleri sınıflandırıyor: “Diğer bilimler de başlıca üçe ayrılabilir:
Hekimlik, teknik ve ahlak.” Descartes’ın burada en sona ahlakı yerleştirmiş
olmasından, günlük anlayışta anlaşıldığı üzere, ahlakın en az önemli olduğu
anlaşılmamalıdır. Tersine Descartes
ahlakı bilgeliğin en son ya da en üst aşaması olarak tanımlıyor. Diğer bir
deyişle diğer bilimler ahlakı taşımak üzere vardırlar ve ahlak ancak diğer
bilimlerin tam bilgisiyle tam olarak temellendirilebilir. Burada yine doğrudan
Descartes’ı konuşturmak en doğrusu olacaktır. Şöyle yazıyor Descartes:
Burada belirtilen ahlak, diğer bilimlerin tam bir bilgisini
gerektiren ve bilgeliğin en son aşamasını oluşturan en yüksek ve tam ahlaktır
(41).
Bu
tabi Descartes hakkındaki genel kanı ile çelişmektedir. Bunun böyle olmasında
Descartes’ın da sorumluluğu az değildir. Zira kuramsal felsefenin merkezine sanki
cogito ergo sum belirlemesini yerleştirir
gibidir –ki en azından Spinoza onu böyle anlamışa benziyor ve Kant onu kesin
olarak böyle yorumlamıştır. Sonraki yorumcular da bu çizgiyi genel devam
ettirmiştir. Fakat görüldüğü gibi Descartes’ın amacı en yüce bilgelik olarak
tanımladığı ahlakı temellendirmektir. Diğer bir deyişle praksis teorik olarak
temellendirilmektedir.
Bu,
uluslararası akademiyada çizilen (öğretile gelen) Descartes tablosuna pek
uymamaktadır. Bugün yaygın olarak öğretildiği üzere Descartes Felsefe’yi salt
bir “düşün işi”, yani teorik iş olarak görmüş ve yapmıştır. Oysa görüldüğü gibi
bu sunulan bu Descartes tablosu tek yanlıdır. Descartes Felsefe’yi reforme
etmekle, insan denilen özneye davranışlarında temel alabileceği yeni bir
felsefi bakış sunmak istemektedir. Wolff, Felsefe’nin reformunu Descartes’ın
bıraktığı yerden devam ettirmektedir ve bundan böyle Felsefe’nin dağarcığından
praksisin kaybolması mümkün değildir.
Alıntılanan kaynak:
Christian Wolff,
Erste Philosophie oder Ontologie
İlk Felsefe ya da Ontoloji (Latince-Almanca),
yay. Dirk Effertz,
Felix Meiner Verlag,
Hamburg, 2005.
René Descartes,
Felsefenin İlkeleri,
çev. Mesut Akın,
Say Yayınları
İstanbul, 2008.
[1] Bu nedenle felsefeci olmak, ne yazık ki
bugün anlaşıldığı gibi basit bir meslek değildir. Felsefe yapmak bir yaşam
biçimidir ve insanlığın kurtuluşunu ve mutluluğunu amaç edindiği için ezilen
halklar ve sömürülen emekçiler, köleleştirilen kadınlar ve dışlanan azınlıklar
ve farklı görünenler açısından son derece sorunlu olan dünyayla büyük sorunları
olan akademik bir disiplindir. Felsefeye ruh kazandıran ve onu canlı kılan,
onun dünyaya karşı olan bu eleştirel tutumudur. Felsefe yapanı da filozof
kılan, onun Felsefe’nin bu tarihsel misyonunu içselleştirmiş oluşudur.
[2] Descartes’ın bu belirlemesi
Aydınlanmacı filozofların hemen hepsinin ortak görüşüdür. Onun Aydınlanmacı felsefe
içindeki baş karşıtları olan Pierre Gassendi ve Thomas Hobbes gibi filozoflar
da bu konuda söz konusu olan Aristotelesçi geleneği sürdürür. Aralarındaki fark
ve ayrılıklar bu amaca nasıl ulaşılacağı konusundadır. Yani fark ve ayrılıklar,
yol, yöntem ve araçlarla ilgilidir; genel hedef ile ilgili değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder