PDF için tıklayınız...“Batı felsefesi” olarak tanımlanan felsefi geleneğin
başlangıcı olarak görülen Eski Çağ Yunan felsefesinin ilk dönemi (M.Ö. 600 - 400)
anlatılırken genellikle “Sokrates öncesi felsefe” kavramı kullanılır. Bir de
buna açıkça adı konmadan alternatif olarak kullanılan “İyonya felsefesi”
kavramı vardır. Bilimsel araştırmalar bugün artık “Sokrates öncesi felsefe”
kavramının yanıltıcı bir kavram olduğundan hareket etmektedir. Bu nedenle “Sokrates
öncesi felsefe” kavramı yerine söz konusu dönemdeki felsefi gelişmeyi
betimlemek için “İyonya felsefesi” kavramı önerilmektedir. Fakat bu bağlamda
konuya daha çok ‘pragmatik’ yaklaşıp, “Sokrates öncesi felsefe” kavramı artık
iyice yaygınlık kazandığı için, kavramının içermiş olduğu normatif anlam(lar)ı
üstlenmeden onu sadece bir “isim” olarak kullanmayı önerenler de vardır.
Fakat bir kavramı tarihsel
içermelerinden ve normatif anlam(lar)ından, kısacası içeriğinden tam olarak soyutlayarak
sadece formal ya da sembolik anlamda kullanmak mümkün değildir. Bu nedenle kullandığımız
kavramlarımızın mümkün olduğu kadar gerçeğe en uygun olanlarını kullanmak en
doğrusudur. Zira kavramlarımız hakikati düşüncede temsil eden kuramsal
araçlarımızdır. Bize hakikate teorik bir bakış kazanma olanağı sunarlar ve
böylelikle hakikatin teorik elde edilişinde vazgeçilmez biricik araçlarımızdır.
Bu nedenle kavramları kullanırken içeriği doğruya en yakın olan, hakikati en
iyi yansıtan kavramları tercih etmek, yapılabilecek en doğru şeydir. Bu nedenle
bu hem yanıltıcı hem de Avrupa merkezci bakış açısının ifadesi olan “Sokrates
öncesi felsefe” kavramının yerine çok daha az sorunlu olan “İyonya felsefesi”
kavramını kullanmak en doğrusudur. Şimdi bunu biraz daha ayrıntılı olarak gerekçelendirmeye
çalışalım.
“Sokrates
öncesi felsefe” kavramının kökeni ve anlamı
“Sokrates öncesi
felsefe” kavramı neden yanıltıcı ve yanlıştır ve “İyonya felsefesi” neden daha
uygundur?
“Sokrates öncesi felsefe”
kavramı ile M.Ö. 600 ile 400 yılları arasında merkezi Miletos ve Ephesos olan İyonya’da
geliştirilmiş olan felsefeyi, bir kavram altında toplamak için kullanılmıştır.
Kavramın Ortaçağ’da yaygın olan ante Socratem (Sokrat öncesi) kavramından türetildiği iddia edilse de, 18. yüzyıldan önce
kullanıldığı belgelenememiştir. Söz konusu döneme dair felsefeyi kapsamak için
“Sokrates öncesi felsefe” kavramından önce “Attika öncesi dönem felsefesi”
kavramı da kullanılmıştır. Fakat bu kavramdan, muhtemelen çok dar bir alanı
kapsadığından, daha sonra vazgeçilmiştir.
“Sokrates
öncesi felsefe” kavramı ilk olarak 19. yüzyılda yaygın olarak kullanılmaya
başlanmıştır. İlk olarak F. D. E. Schleiermacher tarafından önerilmiştir.
Hermann Diels’in Fragmente der Vorsokratiker (Sokrates Öncekilerin
Fragmanları) adlı devasa klasik çalışmasının 1903 yılında yayınlanmasından
sonra kavram yerleşmiştir ve bugün birçok eleştiriye karşın hala
kullanılmaktadır.
Fakat kavramın bugün artık son
derece sorunlu olduğundan hareket edilmektedir. Örneğin “Sokrates öncesi
felsefe” kavramı ile kastedilen M.Ö. 600 ile 400 arasındaki döneme ait
felsefeyi araştıran uluslararası alanda alanının saygın uzmanlarından olarak
kabul edilen Jaap Mansfeld’in işaret ettiği gibi, kavram, her bakımdan son
derece sorunludur. Bu nedenle Mansfeld kavramın kullanılmamasının çok daha iyi
olacağını düşünse de, kavram yerleşmiş olduğu ve yeni bir isim aramanın
harcanacak çabaya değmeyeceğini düşündüğü için, kavrama derin bir anlam
atfetmeden “isim” olarak kullanılmasını önermektedir.[1]
Fakat sorun sadece bir isim
arama sorunu değildir. Bu kavram zorunlu olarak tarihsel olarak oluşmuş bazı
normatif anlamları içermektedir. Bu nedenle kavramın sadece “isim” olarak
kullanılması mümkün değildir. Ayrıca bu kavram İyonya felsefesinin oluştuğu
coğrafyayı belirsizleştirmektedir. Konuya biraz daha ayrıntılı olarak bakalım.
“Sokrates
öncesi felsefe” kavramının sorunları nelerdir?
“Sokrates öncesi felsefe” kavramının sorunlu olmasının
birçok nedeni vardır. Bir; bu kavram ile İyonyalı filozofların Sokrates’ten (M.Ö.
470 - 399) önce yaşadığı ima edilmektedir ki bu doğru değildir. Kavram Miletoslu Thales
(M.Ö. 624 –546) ile başlayan ve Demokritos’a (M.Ö. 460 - 370) kadar uzanan ve
peş peşe gelen bir dizi filozofu kapsamaktadır. İyonya felsefe tarihine damga
vurmuş filozofların bazıları doğrudan Sokrates ile aynı dönemde yaşamıştır.
Örneğin yukarıdaki tarihlerden de anlaşılabileceği gibi Demokritos bunlardan
birisidir.
Bu durumda Schleiermacher’in önerdiği
şekliyle kavramı kullanılmaya devam edersek, bu, Sokrates’in çağdaşlarının ortaya
koyduğu felsefe kuramını da Sokrates öncesi döneme ait felsefe kuramlarına
dâhil edileceği anlamına gelmektedir. Bunun sonucu olarak da bu kavramla sadece
belli bir tarihsel dönemin geride bırakıldığı ve yenisinin başladığı ima
edilmiş olmuyor, bu kavramla, yani Sokrates’in felsefi öğretisiyle aynı zamanda
belli bir felsefi düşünüm biçiminin de aşıldığı ima edilmiş oluyor. Bu ise her
bakımdan sorunlu ve birçok bakımdan yanlış bir çıkarım olur.
İki; İyonya felsefesi,
“Sokrates öncesi felsefe” olarak tanımlanınca, sanki onun ihmal edilmesi
mümkünmüş gibi bir izlenim uyanmaktadır –ki Nietzsche çoktan böyle bir iddiada
bulunmuştur bile. Oysa İyonya felsefesi mitostan logosa geçişi sağlamıştır. Bilimler
ve felsefe tarihinde bir çığır açmıştır. Böylece İyonyalı filozoflar bilimsel
olanın ne olduğuna dair vazgeçilmez bir kıstas vermiştir elimize. Bu nedenle bu
‘ilk düşünürlerin’ ortaya koymuş olduğu felsefi düşünceler kesinlikle ihmal
edilemez. Tersine gerekçelendirmeye çalıştıkları birçok düşünüm biçimi örneğin
Platon’dan, hatta Aristoteles’ten çok ileridir. Burada en başta örneğin
İyonyalı filozofların mitos’u felsefenin dışına itmesine karşın hem Platon’un
hem de Aristoteles’in birçok bakımdan mitosu geri döndüklerini görüyoruz.
Önceki berikinden çok çok daha fazla.
Üç; ikinci noktayla yakından
ilgili olan ve Cicero’dan beri ileri sürüle gelen iddiaya göre, Sokrates ile
felsefe tarihinde bir dönüş olmuştur, yeni bir dönem başlamıştır. Yani
Cicero’nun iddiasına göre, Sokrates felsefeyi gökyüzünden yeryüzüne indirmiş ve
felsefenin merkezine metafiziksel bir ilke yerine insanı koymuştur.[2] Konuya yakından bakalım.
Felsefede
“Sokratesçi dönüş” iddiasının sorunları
Birincisi; İyonyalı filozofların başlıca konusu kuşkusuz
doğadır. Fakat onların konusu sadece doğa değildir. Onlar doğayı tartışırken
evreni ve -günümüz felsefecilerin kavramını pek sık kullandığı fakat ne anlama
geldiğini pak azının bildiği- varlığı,
varlığın anlamını tartışmışlardır. Bu tartışmaların merkezinde olan soru, bu elbette
insanın evrendeki yeri ve anlamına dairdir.
İyonyalı filozofların tartışmalarının
ve derin düşüncelerinin merkezinde doğal olguların açıklanmasına, dünyanın ve
evrenin kökenine ve kökensel niteliğine dair birçok soru bulunmaktadır. Fakat
bu, onların felsefi düşünümlerinin merkezinde insanın bulunmadığı anlamına gelmemektedir.
İyonyalı filozofların yaptığı gibi evreninin bütünlüğünü ve anlamını araştırmak
demek aslında insanın evrendeki yerini ve varlığının anlamını araştırmak
demektir. Zira evreni araştırmak ve anlayabilmek, evrene bir anlam verebilmek aslında
doğrudan insanın evrende varlığına anlam verebilmek çabasıyla doğrudan ilgilidir
elbette. Onlar doğayı araştırırken, evrende ilk bakışta görülen çokluğun
birliğini araştırırken, yaptıkları, öbürü/doğa üzerinden insanı ve insanın
evrendeki yerini dolayısıyla insanın varlığının ve yaşamının anlamını araştırmaktan
başka ne anlama gelebilir ki? Dolayısıyla bu konular aynı zamanda doğrudan
ahlak felsefesini ilgilendiren konulardır. O halde, İyonyalı filozofların
felsefi düşünümlerinin merkezinde ilk bakışta görünmese de aslında insan
vardır.
İyonyalı filozofların
felsefenin merkezine insanı doğrudan koyabilmeleri için önce hâkim olan
mitos’tan logosa, yani doğanın ve doğal olguların birtakım mitolojik öykülerle,
hikâyelerle ve masallarla açıklanmasından doğaya içkin akla dayalı açıklamalara
geçilmesi gerekiyordu. Bu, kader ve yazgı tahayyülünden kurtulup insanı
edimlerinin öznesi, dolayısıyla sorumlusu olarak kurgulamanın ve kurmanın önkoşuluydu.
Bu nedenle İyonyalı filozoflar, doğayı açıklamaya, doğanın ve evrenin birliğini
ve bütünlüğünü açıklamaya yönelmekle felsefi düşünümlerinin merkezinde doğrudan
insan ve insanın ahlakla ilgili soruları bulunan ahlak felsefesinin yolunu
hazırlamışlardır. Daha dorusu doğayı araştırıp evreni temellendirmeye
çalışırken aynı zamanda ahlak felsefesini de beraber kurmuşlardır.
İkincisi; İyonyalı
filozofların ahlak üzerine düşünce geliştirmediği çok doğru değildir. Zira
özellikle Heraklitos’un ve atomcu materyalist filozofların hepsinin konusu aynı
zamanda ahlaktır. Hemen hepsinin eseri, bize eserlerine dair ulaşan bilgilere
bakınca görüyoruz ki bütünlüklü bir dünya tasarımıyla ilgilidir. Başka türlü olması
da mümkün değildir.
Üçüncüsü; İyonya felsefenin
ikinci dönemine dâhil edilen Sofistlerin hepsi aynı zamanda birer ahlak
filozofudur ve –bu çok daha önemlidir- bize felsefenin kaba tarihinin öğretmeye
çalıştığının tersine Sokrates de Sofistlerle çok şey paylaşmaktadır. Felsefe
mitosa karşı ortaya çıkmıştır ama ne yazık ki tarihinde birçok mitos
üretilmiştir. Felsefe tarihinde bir “Sokrat dönüşü” veya “Sokrat sıçraması”
olduğu iddiası da bu mitoslardan biridir.
Sonuç yerine
Yukarıda sergilemiş olduğum düşüncelerden dolayı “Sokrates
öncesi felsefe” kavramı yerine “İyonya felsefesi” kavramını tercih ediyorum.
Tabi “İyonya felsefesi” kavramının da sorunları var. Fakat bunlar “Sokrates
öncesi felsefe” kavramı kadar vahim değildir. “Sokrates öncesi felsefe” kavramı
altında toplanan filozofların hepsi İyonyalı değildir. Bu bir sorundur
kuşkusuz. Fakat bu filozofların hemen hepsi İyonyalı (Miletoslu) Thales ile başlayan ve yine Miletoslu Anaximander tarafından sistematik ve yazılı hale getirilip geliştirilen
felsefenin soru ve sorunlarına yanıt aradıkları için hepsi bu kökene
dayanmaktadır denebilir. Bu nedenle bu filozofların hepsini felsefe bağlamında
“İyonya felsefesi” kavramı altında toplamak çok yanlış olmayacaktır. Böyle
yaparsak en azından “Sokrates öncesi felsefe” karamı kadar sorunlu olmayacaktır.
Mansfeld’in işaret ettiği gibi
“İyonyalı filozofların” (Mansfeld “Sokrates’ten öncekiler” diyor) önemi,
felsefenin onlarla başlamış olup olmaması değildir. Felsefi literatürde bu konu
tartışılmaktadır ve felsefenin Thales ile başlamadığını ileri sürenler bile vardır.
İyonyalı filozofların önemi, belki de insanlık tarihinde ilk defa bilimin ve
felsefenin, bilimin oluşmasının ve bilimsel yöntemin temel sorularını son
derece tutarlı ve cesur bir şekilde sormuş olmalarıdır.
Bununla felsefenin ve
bilimlerin bugün karşı karşıya olan sorulara yanıtın İyonya felsefesinde bulunabileceğini
ileri sürmüş olmak istemiyorum elbette. Mansfeld’e göre böyle bir yaklaşım,
meseleyi “romantikleştiren geriye bakışa” ve dolayısıyla “mistikleştirme”ye
götürecektir. Nedir o halde İyonyalı filozofların tarihsel kazanımı? Mansfeld’e
göre İyonyalı filozofların temel felsefi soruları ilk defa sormalarının
yanında, onları bu soruları sormaya götüren temel bir duruş vardır. Mansfeld’e
göre bu, bugün de her gün yeniden ve yeniden kazanılması gereken “eleştirel akla dayılı duruş”tur.[3] Bunun ne anlama geldiğini,
İyonyalı filozofların sordukları soruların ne olduğuna ve bunlara nasıl bir
yanıt vermeye çalıştıklarına yakından bakınca görmek mümkündür. İlerleyen
derslerimizde bunu göstermeye çalışacağım.
* Bu
çalışma Adıyaman Üniversitesi Sosyoloji ve Tarih bölümlerinde 2010-2011 öğretim
yılının değişik dönemlerinde değişik sınıflarda verdiğim felsefe ders
notlarından uyarlanmıştır. Derste son derece canlı tartışmalarıyla bana düşüncelerimi geliştirme fırsatı veren tüm öğrenci arkadaşlarıma teker teker teşekkür
ederim.
[1] Jaap Mansfeld (yay.), Die Vorsokratiker (Sokrates Öncekiler), Yunanca/Almanca, Philipp Reclam Jun.,
Stuttgart, 1983, ss. 9/10.
[2] M. T. Cicero, Tusculanae disputationes (Tuskulum Tartışması), Latince/Almanca, çev. ve yay. Ernst Alfred
Kirfel, Philipp Reclam Jun., Stuttgart, 1997, s. 387 (kitap 5, § 10).
[3] Mansfeld, age., s. 9 (vurgular
Mansfeld’e aittir).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder