16 Mart 2013 Cumartesi

Duyusallık, Duyusal Olan ve Rasyonel Olan BİR


A). Duyular
PDF için tıklayınız...Duyularımız, toplumsal yaşam alanını da kapsayacak şekilde kavramın en geniş anlamında bize kendimizi zaman ve mekânda yönlendirme olanağı sunar. İç ve dış duyular vardır. Dış duyularımız kavramın gerçek anlamında zaman ve mekânda kendimizi yönlendirme olanağı verirken; iç duyularımız, örneğin adalet duygusu, güzellik duygusu gibi ahlaki ve estetik duygular bize toplumsal ilişkiler bağlamında davranış normları sunarak faaliyetlerimizde yönlendirici olurlar.

1. Dış Duyular
Canlı ve cansız varlıklar arasındaki temel ayrımın, ilkinkilerin sonrakilerden besleneme yetisine sahip olmaları bakımından ayrıldıklarını en geç Aristoteles’ten (MÖ 384 – 322) beri kuramsal olarak da biliyoruz. Beslenme, beslenerek büyüme sadece canlılara özgüdür (bkz. De Anima). Cansızların besleneme yetisi olmadığı gibi, beslenmeye gereksinimleri de yoktur. Aslından yakından incelendiğinde, cansız olan varlıkların büyümediği, tersine, onların zamanın durmaksızın “didiklemesi” ve “kemirmesi” sonucu gittikçe küçüldüğü görülür.
Canlılar ve cansızlar arasında beslenme yetisi kıstas olarak alınıp ayrım yapılır. Diğer taraftan duyusallık yetisi bakımından da canlılar kendi aralarında ayrılırlar. Zira canlılar sadece beslenme yetisine sahip olma bakımından cansızlardan ayrılırken; birçok canlı diğerlerinden sadece duyumsayan varlık olma bakımından beslenme yetisine sahip olan canlılardan ayrılırlar. Yani bazı canlılar, örneğin bitkiler sadece beslenme yetisine sahipken; başkaları beslenme yetisinin yanında duyumsama yetisine de sahiptirler. Bunlara besleneme yetisinin yanında duyumsama/hissetme yetisine de sahip olma anlamında “hayvan” diyoruz. Duyumsama yetisine sahip olanlar da kendi aralarında duyumsama kapasitesi bakımından ayrılırlar. Bazı canlılar örneğin sadece dokunma duyusuna sahipken; başkaları dokunma duyusunun yanında duyma ve görme ve koklama duyusuna da sahiptirler. Beş dış duyuya (dokunma, görme, duyma, koklama ve tatma) yetisine sadece bazı canlılar sahiptir. Bir cins ya da tür olarak insan bu canlılardandır.
Dış duyular, insanı zaman ve mekânda nasıl yönlendirir, dış dünyayla onu nasıl ilişkilendirir, onu dış dünyayla nasıl bağlar?
Dış dünyayla olan bağımız dış duyularımız üzerinden gerçekleşir. Dış duyularımız bizi dış dünyaya doğrudan bağlayan yetilerimizdir. Bu bağ olmasa, ne olur? Muhtemelen kendimizi boşlukta uçuşan parçacıklar gibi “hissedeceğizdir” ya da denizde alabora olmuş dalgaların savurmasıyla oradan oraya savrulan kontrolsüz gemiler gibi. O halde, dış duyularımız bize demir atacağımız limanı, fırtınada tutunacak dalı bulma çabamızda “ilk yardımı” sunan yetilerimizdir.
Şöyle de diyebiliriz: dış duyular, insanın iç dünyasını dış dünyaya açan penceredir. Dış duyular, dış dünyanın insanın iç dünyasına akmasını sağlayan kökensel olarak ilk bilgi kanallarıdır. Yukarıda belirttiğim gibi beş dış duyu organımız vardır. Bunlar; dokunma, görme, duyma, koklama ve tatma duyularıdır. Bunların bazıları Aristoteles’in örneğin De Anima adlı eserinde belirttiği gibi uzaktan algılayan bazıları ise doğrudan (duyumsayarak) algılayan duyulardır.
İlk olarak duyuları teker teker işlevleri bakımından kısaca betimlemeye çalışalım.
Dokunma duyusu: Doğrudan algılayan duyularımızdandır ve bize bir şeyin yüzeyinin yapısı ile ilgili, bir şeyin niteliği (sertliği yumuşaklığı) ile ilgili duyusal veri verir. Fakat dokunma duyusunun çok daha önemli yaşamsal bir işlevi vardır. Dokunma duyusu bize acı veren ile haz vereni birbirinden ayırma olanağı sunar en başta.
Görme duyusu: İnsana zaman ve mekânda diğer nesneler karşısında ve onlarla ilişkili olarak durumunu ve pozisyonunu belirleme olanağı verir ve böylelikle onlarla ilişkili olarak davranabilmeyi olanaklı kılar. Böylelikle görme yetisi, zaman ve mekânda diğer nesnelerle ilişkili olarak yön belirlemeyi mümkün kılar.
Duyma akustik: Duyma yetisi son derece işlevli bir yetidir. En önemli iletişim işaretlerini algılama (görme yetisinde olduğu gibi) ve bazı durumlarda duyumsama yetisinin yanında (güçlü seslerin acı vermesi); insana görme duyusunda olduğu gibi diğer nesneler karşısında durumunu, yerini ve pozisyonu belirleme olanağı sunar, söz konusu nesneler henüz görülmemiş olsa bile.
Koklama duyusu: Görme ve duyma duyumuzda olduğu gibi uzaktan algılayan organlarımızdandır. Koku alma doğrudan iştahla ilgilidir. İştahımızı kabartan ya da iştahımızı bastıran, iştah duygumuza itici gelen ve iştah duygumuzu kışkırtan kokular arasında ayrım yapmamızı sağlar. Bazı durumlarda uyarıcı özelliği de vardır.
Tatma duyusu: Tatma duyusu aslında bir çeşit dokunma duyusudur. Dokunma duyusunda olduğu gibi doğrudan algılayan bir yetidir ve şeylerin verdiği tatlar veya tatsızlıklar hakkında dokuna üzerinde insana bilgi verir, duyusal veriler sunar.
Genellikle bu duyu yetilerinin aralarında sıkı bir işbölümü olduğundan ve her birinin kendine has ayrı işlevleri olduğu sanılır. Fakat duyular birbirinden ayrı da olsalar ve birbirinden farklı işlevler görseler de birbiriyle ortak duyu (duyusal “üçüncü”) ve tasarım gücü (düşünsel “üçüncü”) üzerinden ilişkilidirler ve kendilerine has işlevlerini yerine getirirken birbirlerini de desteklerler.

2. İç Duyular
Dış duyularımızın yanında bir de iç duyularımız vardır. Bunlar; örneğin adalet duygusu, yön duygusu, ahlak duygusu, estetik duygu gibi duyulardır. Bunlar doğrudan Bilgi Felsefesi’nin konusu olmadığı için veya sadece her özel konu bağlamında ancak Bilgi Felsefesi’nin konusu olduğu için burada sadece belirtmekle yetiniyorum. Örneğin güzellik ve çirkinlik duygusu hem algı kuramının hem de Estetik’in inceleme konusudur.

3. Ortak Duyu (Sensus Communis; κοινὴ αἲσθησις = koine aistesis): Aristoteles’in felsefi kavramlar dünyasına kazandırdığı bir kavramdır. Beş duyu organının topladığı duyusal verileri bütünlüklü bir tabloya dönüştüren bir duyu olarak tanımlanmaktadır. Avrupa Ortaçağ felsefesinde “hissedilen bilinç” anlamında kullanılmıştır. Felsefi literatürde Aristoteles’ten beri “ortak duyu”nun diğer duyular gibi bir organı olup olmadığı tartışılmaktadır. Türkçe’de “us” ya da “akıl” anlamına gelen “sağduyu” kavramı vardır (günlük dilde “sol duyu” dendiğine de rastlanır). Klasik İskoç filozofları, common sense (ortak duyu) kavramını insanın vicdan yetisini de içerecek şekilde bu anlamda kullanmışlardır. Böylelikle ortak duyu kavramı, kapsamlı bir anlam almıştır.
Ortak duyu beş duyu organının dış nesnelere ilişkin toplamış olduğu teker teker duyusal verileri derleyen toplayan ve tasavvur gücünü kullanarak bütünlüklü bir tabloya dönüştüren duyusal yetidir. Fakat diğer taraftan aynı zamanda hem vicdan yetisi ve hem yargı gücü ve hem de akıl (us) yetisi üzerinden eleştirel düşünme yetisi anlamına gelmektedir.

4. Bazı kavramların anlamı
a. Duyumsama:  Duyular aracılığıyla dış nesnelerin özelliklerine ilişkin algılanan duyusal verilerin insan vücudunda yarattığı hissedilir etki.
b. Duyusallık: “Duyusallık” (İng. Sensation; Al. Sinnlichkeit) kavramı, “duyusal olan” (İng. Sensual; Al. Sinnliches) kavramı ile karıştırılmamalıdır. Duyusal olan doğrudan duyularla ilgili olandır. Duyusallık da duyusal olanla da ilişkilidir. Fakat aynı zamanda dış nesnelere dair duyusal olan üzerinden toplanan duyusal özelliklere de/verilere de işaret eden bir kavramdır. Yani bu kavram ile genel anlamda dış nesnelerin dış duyu organlarıyla algılanabilen özelliklerine de gönderme yapabilir.
c. Duyusal Tasarım: Duyumsanan ve algılanan, bilgi öznesinin bilgi nesnesiyle ilişkili olduğu andır. Duyusal tasarımda nesneyle doğrudan nesneyle kurulu olan ilişki anını betimlemez. Duyusal tasarım, geçmişte algılanmış nesnelerin tasavvur gücü aracılığı ile zihinde düşünsel yeniden üretimini betimlemek için kullanılır. Bu bakımdan duyusal tasarımlar, teorik düşünme ile ilişkilenerek belli bir genelleştirme ve idealize etme (idealleştirme) anlamına da gelmektedir. Duyusal tasarım yaratıcı fantezinin temel unsurlarındandır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder