A). Duyular
PDF için tıklayınız...Duyularımız,
toplumsal yaşam alanını da kapsayacak şekilde kavramın en geniş anlamında bize
kendimizi zaman ve mekânda yönlendirme olanağı sunar. İç ve dış duyular vardır.
Dış duyularımız kavramın gerçek anlamında zaman ve mekânda kendimizi
yönlendirme olanağı verirken; iç duyularımız, örneğin adalet duygusu, güzellik
duygusu gibi ahlaki ve estetik duygular bize toplumsal ilişkiler bağlamında
davranış normları sunarak faaliyetlerimizde yönlendirici olurlar.
1. Dış Duyular
Canlı ve
cansız varlıklar arasındaki temel ayrımın, ilkinkilerin sonrakilerden besleneme
yetisine sahip olmaları bakımından ayrıldıklarını en geç Aristoteles’ten (MÖ
384 – 322) beri kuramsal olarak da biliyoruz. Beslenme, beslenerek büyüme sadece
canlılara özgüdür (bkz. De Anima). Cansızların
besleneme yetisi olmadığı gibi, beslenmeye gereksinimleri de yoktur. Aslından
yakından incelendiğinde, cansız olan varlıkların büyümediği, tersine, onların zamanın
durmaksızın “didiklemesi” ve “kemirmesi” sonucu gittikçe küçüldüğü görülür.
Canlılar ve cansızlar arasında beslenme yetisi kıstas
olarak alınıp ayrım yapılır. Diğer taraftan duyusallık yetisi bakımından da
canlılar kendi aralarında ayrılırlar. Zira canlılar sadece beslenme yetisine
sahip olma bakımından cansızlardan ayrılırken; birçok canlı diğerlerinden
sadece duyumsayan varlık olma bakımından beslenme yetisine sahip olan
canlılardan ayrılırlar. Yani bazı canlılar, örneğin bitkiler sadece beslenme
yetisine sahipken; başkaları beslenme yetisinin yanında duyumsama yetisine de
sahiptirler. Bunlara besleneme yetisinin yanında duyumsama/hissetme yetisine de
sahip olma anlamında “hayvan” diyoruz. Duyumsama yetisine sahip olanlar da
kendi aralarında duyumsama kapasitesi bakımından ayrılırlar. Bazı canlılar örneğin
sadece dokunma duyusuna sahipken; başkaları dokunma duyusunun yanında duyma ve
görme ve koklama duyusuna da sahiptirler. Beş dış duyuya (dokunma, görme,
duyma, koklama ve tatma) yetisine sadece bazı canlılar sahiptir. Bir cins ya da
tür olarak insan bu canlılardandır.
Dış duyular,
insanı zaman ve mekânda nasıl yönlendirir, dış dünyayla onu nasıl ilişkilendirir,
onu dış dünyayla nasıl bağlar?
Dış dünyayla olan bağımız dış duyularımız üzerinden
gerçekleşir. Dış duyularımız bizi dış dünyaya doğrudan bağlayan yetilerimizdir.
Bu bağ olmasa, ne olur? Muhtemelen kendimizi boşlukta uçuşan parçacıklar gibi “hissedeceğizdir”
ya da denizde alabora olmuş dalgaların savurmasıyla oradan oraya savrulan kontrolsüz
gemiler gibi. O halde, dış duyularımız bize demir atacağımız limanı, fırtınada
tutunacak dalı bulma çabamızda “ilk yardımı” sunan yetilerimizdir.
Şöyle de diyebiliriz: dış duyular, insanın iç
dünyasını dış dünyaya açan penceredir. Dış duyular, dış dünyanın insanın iç
dünyasına akmasını sağlayan kökensel olarak ilk bilgi kanallarıdır. Yukarıda belirttiğim
gibi beş dış duyu organımız vardır. Bunlar; dokunma, görme, duyma, koklama ve
tatma duyularıdır. Bunların bazıları Aristoteles’in örneğin De Anima adlı eserinde belirttiği gibi uzaktan
algılayan bazıları ise doğrudan (duyumsayarak) algılayan duyulardır.
İlk olarak duyuları teker teker işlevleri bakımından kısaca
betimlemeye çalışalım.
Dokunma duyusu: Doğrudan algılayan
duyularımızdandır ve bize bir şeyin yüzeyinin yapısı ile ilgili, bir şeyin niteliği
(sertliği yumuşaklığı) ile ilgili duyusal veri verir. Fakat dokunma duyusunun
çok daha önemli yaşamsal bir işlevi vardır. Dokunma duyusu bize acı veren ile
haz vereni birbirinden ayırma olanağı sunar en başta.
Görme duyusu: İnsana zaman ve mekânda
diğer nesneler karşısında ve onlarla ilişkili olarak durumunu ve pozisyonunu
belirleme olanağı verir ve böylelikle onlarla ilişkili olarak davranabilmeyi olanaklı
kılar. Böylelikle görme yetisi, zaman ve mekânda diğer nesnelerle ilişkili
olarak yön belirlemeyi mümkün kılar.
Duyma akustik: Duyma yetisi son derece
işlevli bir yetidir. En önemli iletişim işaretlerini algılama (görme yetisinde
olduğu gibi) ve bazı durumlarda duyumsama yetisinin yanında (güçlü seslerin acı
vermesi); insana görme duyusunda olduğu gibi diğer nesneler karşısında durumunu,
yerini ve pozisyonu belirleme olanağı sunar, söz konusu nesneler henüz
görülmemiş olsa bile.
Koklama duyusu: Görme ve duyma duyumuzda
olduğu gibi uzaktan algılayan organlarımızdandır. Koku alma doğrudan iştahla
ilgilidir. İştahımızı kabartan ya da iştahımızı bastıran, iştah duygumuza itici
gelen ve iştah duygumuzu kışkırtan kokular arasında ayrım yapmamızı sağlar. Bazı
durumlarda uyarıcı özelliği de vardır.
Tatma duyusu: Tatma duyusu aslında bir
çeşit dokunma duyusudur. Dokunma duyusunda olduğu gibi doğrudan algılayan bir
yetidir ve şeylerin verdiği tatlar veya tatsızlıklar hakkında dokuna üzerinde
insana bilgi verir, duyusal veriler sunar.
Genellikle bu duyu yetilerinin aralarında sıkı bir
işbölümü olduğundan ve her birinin kendine has ayrı işlevleri olduğu sanılır.
Fakat duyular birbirinden ayrı da olsalar ve birbirinden farklı işlevler
görseler de birbiriyle ortak duyu (duyusal “üçüncü”) ve tasarım gücü (düşünsel
“üçüncü”) üzerinden ilişkilidirler ve kendilerine has işlevlerini yerine
getirirken birbirlerini de desteklerler.
2. İç Duyular
Dış
duyularımızın yanında bir de iç duyularımız vardır. Bunlar; örneğin adalet
duygusu, yön duygusu, ahlak duygusu, estetik duygu gibi duyulardır. Bunlar
doğrudan Bilgi Felsefesi’nin konusu olmadığı için veya sadece her özel konu
bağlamında ancak Bilgi Felsefesi’nin konusu olduğu için burada sadece belirtmekle
yetiniyorum. Örneğin güzellik ve çirkinlik duygusu hem algı kuramının hem de
Estetik’in inceleme konusudur.
3. Ortak Duyu (Sensus Communis; κοινὴ αἲσθησις = koine aistesis): Aristoteles’in
felsefi kavramlar dünyasına kazandırdığı bir kavramdır. Beş duyu organının
topladığı duyusal verileri bütünlüklü bir tabloya dönüştüren bir duyu
olarak tanımlanmaktadır. Avrupa Ortaçağ felsefesinde “hissedilen bilinç”
anlamında kullanılmıştır. Felsefi literatürde Aristoteles’ten beri “ortak
duyu”nun diğer duyular gibi bir organı olup olmadığı tartışılmaktadır.
Türkçe’de “us” ya da “akıl” anlamına gelen “sağduyu” kavramı vardır (günlük
dilde “sol duyu” dendiğine de rastlanır). Klasik İskoç filozofları, common sense (ortak duyu) kavramını
insanın vicdan yetisini de içerecek şekilde bu anlamda kullanmışlardır.
Böylelikle ortak duyu kavramı, kapsamlı bir anlam almıştır.
Ortak duyu beş duyu organının dış nesnelere ilişkin
toplamış olduğu teker teker duyusal verileri derleyen toplayan ve tasavvur
gücünü kullanarak bütünlüklü bir tabloya dönüştüren duyusal yetidir. Fakat
diğer taraftan aynı zamanda hem vicdan yetisi ve hem yargı gücü ve hem de akıl
(us) yetisi üzerinden eleştirel düşünme yetisi anlamına gelmektedir.
4. Bazı kavramların anlamı
a. Duyumsama:
Duyular aracılığıyla dış nesnelerin özelliklerine ilişkin algılanan
duyusal verilerin insan vücudunda yarattığı hissedilir etki.
b. Duyusallık: “Duyusallık” (İng. Sensation; Al. Sinnlichkeit) kavramı, “duyusal olan” (İng. Sensual; Al. Sinnliches)
kavramı ile karıştırılmamalıdır. Duyusal olan doğrudan duyularla ilgili
olandır. Duyusallık da duyusal olanla da ilişkilidir. Fakat aynı zamanda dış
nesnelere dair duyusal olan üzerinden toplanan duyusal özelliklere de/verilere
de işaret eden bir kavramdır. Yani bu kavram ile genel anlamda dış nesnelerin dış
duyu organlarıyla algılanabilen özelliklerine de gönderme yapabilir.
c. Duyusal Tasarım: Duyumsanan ve algılanan, bilgi
öznesinin bilgi nesnesiyle ilişkili olduğu andır. Duyusal tasarımda nesneyle doğrudan
nesneyle kurulu olan ilişki anını betimlemez. Duyusal tasarım, geçmişte
algılanmış nesnelerin tasavvur gücü aracılığı ile zihinde düşünsel yeniden üretimini
betimlemek için kullanılır. Bu bakımdan duyusal tasarımlar, teorik düşünme ile
ilişkilenerek belli bir genelleştirme ve idealize etme (idealleştirme) anlamına
da gelmektedir. Duyusal tasarım yaratıcı fantezinin temel unsurlarındandır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder