PDF için tıklayınız...Türkçe’de
“Bilgi Felsefesi” olarak yeniden verdiğimiz (karşıladığımız) kavram, Avrupa
dillerinde, örneğin İngilizce’deki karşılığı “Epistemology”dir, Almanca’daki
karşılığı, “Epistemologie” ve Fransızca’daki karşılığı ise “l'Épistémologie”dir. Türkçe’de sıkça Fransızca telaffuzdan
hareketle “Epistemoloji” de denir? Her ne kadar “Bilgi Felsefesi”
kavramı ve “Epistemoloji” birebir aynı anlama gelmese de Türkçe’de bu
kavramlar aynı anlamda kullanılır.
Almanca’da “Epistemologie”
kavramı daha nadir kullanılır. Bunun yerine daha çok Kantçı geleneğin ürettiği “Erkenntnistheorie”
(“Bilgi Edinim Teorisi”) kavramı kullanılır. Fakat ikisi de aynı anlamda
kullanılır.
İngilizce’de de aynı anlamda
kullanılan iki farklı kavram vardır. Bunlar; “Theory of Knowledge” (Bilgi
Teorisi) ve “Epistemology”
kavramlarıdır. Almanca’da olduğu gibi İngilizcede de bu kavramlar aynı
anlamda kullanılır. Fransızca’da durum, en azından 20. yüzyıl açısından biraz
farklıdır. Biraz açalım.
Fransızca’da hem “l'Épistémologie” hem de “Théorie
de la connaissance” (“Bilgi Edinim Teorisi”)
kavramları vardır. Fakat bu kavramlar en azından 20. yüzyılda 1930’lardan
itibaren aynı anlamda kullanılmamıştır.
Fransızca’da “l'Épistémologie” kavramıyla
tanımlanan felsefi disiplin, teker teker
bilimleri, bilimsel kavramların oluşumunu ve değişimini, bu kavramların
bilimden bilime farklılaşmasını, bilimsel alanın oluşumunu, bilimlerin birbirini
takip eden köklü değişimler sonucu hangi kurallara göre yeniden örgütlediğini
ve bilimlerin pratiklerinde kendi yöntemlerinin bilincine nasıl vardığını araştırır
ve inceler. Yani “l'Épistémologie”, bilimin ve
bilginin özü ile ilgili “bilimin neliği” ve “bilginin neliği” ile
ilişkili soruları inceleme konusu yapmaz. Burada söz konusu olan, epistemolojik
çokluktur. Çokluğun birlik sorunu nedir, nasıl şekillenir? Bu sorular “l'Épistémologie”yi
ilgilendirmez (Bkz.: A. Noiray, La Philosophie, Paris 1969). Diğer bir
deyişle “l'Épistémologie”, bilgi ediniminin ilkesel olarak olanaklı olup olmadığı sorusunu,
analitik olarak incelemelidir.
Buna karşın “Théorie de la connaissance” (“Bilgi Edinim Teorisi”) dönemsel bilgi
biçimleriyle ve bunların dünyayı kavramak üzere geliştirdiğimiz düşünsel
araçlar (kavramlar, yöntemler, teknikler) üzerindeki etkisiyle ilgilenmelidir. Ancak
son yıllardaki eğilim, Fransızcadaki kavramsal
ayrımın da ortadan kalkması yönündedir. “l'Épistémologie” de “Bilgi Edinim
Teorisi” de (“Théorie de la
connaissance” da) bilgiyi ve bilgi edinimini ilgilendiren sorularla ilgilenmeye
başlamışlardır. Yani, kısacası, Fransızca’da da her iki kavram da aynı şeyi betimlemek
için kullanılmaktadır.
Türkçe’ye bazen “Bilgi
Felsefesi”, bazen “Epistemoloji” olarak aktardığımız kavramın kökeninde Türkçe’de
olduğu gibi diğer dillerde aynı bilimi betimlemek üzere kullanılan kavramın
kökeninde de İngilizce “Epistemology” kavramı vardır. Bu kavramın bir
felsefi disiplini tanımlamak üzere kullanılması aslında çok yenidir. Bu kavram,
18. ve 19. yüzyıl İskoç filozofu James Frederick Ferrier (1808
– 1864) tarafından Alman Filozofu Johann Gottlieb Fichte’nin (1762 – 1814) Wissenschaftslehre (Bilim Öğretisi ya da Bilim Teorisi) adlı kuramsal-felsefi
başyapıtını İngilizce’ye çevirmek için, eski Yunanca ἐ
π ι σ τ ή μ η (epistēmē)
ve λόγος
(logos) kavramlarından
türetmiştir.
ἐ π ι σ τ ή μ η (epistēmē), “bilgi”, “bilgi edinimi” ve “bilim” anlamına
gelmektedir. λόγος
(logos), son
derece çok anlamlı ve karmaşık bir kavramdır. Konumuz bağlamındaki anlamı,
teori (kuram), “öğreti”, “öğrenim” anlamına gelmektedir.
Bu bakımından epistemoloji, kavram olarak 1856 yılından beri
kullanılmaktadır. Bu, kavramın ne kadar genç olduğuna işaret ediyor. Kavramın
gençliği aynı zamanda bir felsefi disiplin olarak Epistemoloji’nin de çok genç
bir disiplin olduğuna işaret ediyor.
Söz
konusu felsefi alt disiplini tanımlamak üzere benim Almanca “Erkenntnistheorie”
ve Fransızca “Théorie de la connaissance”
kavramlarını Türkçe’ye “Bilgi Edinim Teorisi” olarak çevirmem sonucu Türkçe’de
birbiriyle yarışan üç kavram oluşmuş durumda. Bunlar; bir: “Bilgi
Felsefesi”, iki: “Epistemoloji” ve son olarak -üç: “Bilgi
Edinim Teorisi”. Dediğim gibi; “Bilgi Felsefesi” ve “Epistemoloji”
kavramları Türkçe’de aynı şeyi betimlemek üzere yan yana kullanılmaktadır.
“Bilgi Edinim Teorisi” kavramını, Almanca “Erkenntnistheorie” ve Fransızca “Théorie de la connaissance” kavramlarını Türkçe’ye “Bilgi Edinim Teorisi”
olarak çevirmek suretiyle dilimize yeni bir kavram daha taşımış oluyoruz.
Şimdi
bu kavramlar üzerinde duralım ve bunlardan söz konusu felsefi disiplini tanımlamak
için benim açımdan hangi kavramın daha elverişli olduğuna bu kavramları
karşılıklı teraziye vurarak karar verelim.
İngilizce
“Theory of Knowledge” kavramında olduğu gibi Türkçe’de kullandığımız “Bilgi
Teorisi” ya da “Bilgi Felsefesi” kavramları, bilgi öznesinin varlığını zorunlu
kılmayan kavramlardır. Örneğin teorileştirilmiş veya felsefi düzeye taşınmış bilgi
ölü bilgi olabilir, unutulmuş bilgi olabilir, kütüphanelere depolanmış
ansiklopedik ya da daha geniş anlamda kitabi bilgi olabilir. Buna karşın “Bilgi
Edinim Teorisi” kavramı bilginin edinilebilmesi için aktif/etkin öznenin varlığına
ve gerekliliğine işaret ediyor. Bilgi de zaten aktifleştirilebildiği/kullanılabildiği
oranda bilgidir. (Almanya’da kuduzdan
ölüm olayı) Bu nedenle eğer bilgiyi ve bilginin kazanım ve kullanım
süreçleri betimlenmek için, yani eğer aynı zamanda bilgi öznesinin faal
etkinliğini vurgulamak için bir üst başlık (kavram) aranıyorsa, “Bilgi Edinim
Teorisi” kavramı en doğrusu olacaktır.
Fakat
hemen karar vermeyelim. Günlük hayattan alışık olduğumuz, çok düşünmeden/tartmadan
genellikle yanlış/kötü/istenmeyen sonuçlara götüren içgüdüsel (intuitive) karar verme yöntemine
başvurmak yerine biraz daha düşünelim, kavramlarımıza düşüncemizde (onları
karşılıklı tartarak) iyice açıklık kazandırdıktan sonra karar vermeye
çalışalım. Bu amaçla gündemimizdeki kavramları teker teker gözden geçirelim. Böylelikle
kavramları da birbiriyle ilişkilendirmeye ve yaygın olan kavram kargaşasını
gidermeye çalışalım. İsterseniz önce “Bilgi Felsefesi” ve “Bilgi Teorisi”
kavramlarında kullanılan iki kavramı, felsefe
ve teori kavramlarını birbiriyle
ilişkili olarak tartışalım.
Görebildiğim
kadarıyla diğer birçok dilde olduğu gibi Türkçe’de de “teori” (“kuram”) kavramı
en sık iki bağlamda kullanılmaktadır.
Bunlar;
birincisi: eylem kuramı çerçevesinde teori
kavramı “pratik” (“edim”, “eylem”) kavramıyla birlikte kullanılır. İkincisi; bilimsel araştırma kuramı
çerçevesinde “empiri” kavramıyla ilişkili olarak kullanılır. Bunları biraz
açalım.
Birincisi: Türkçe’de günlük dilde ve
yaşamda daha çok bunların karşıtlığı vurgulanır (düalist yaklaşım). Fakat bu
iki kavramı, yapılan aynı şeyin farklı biçimlerinin dile getirilmesi için
kullanılması gerekmektedir. Teori bir pratik ve pratik bir kuram biçimidir.
Eğer
teori, eylemin aklımızda düşünülmesi ve tasarlanması ve eylemden sonra yeniden düşünülmesi
ise, pratik eylemin düşünsel eylemde devam ettiğinden hareket edebiliriz. O
halde “teori” (“kuram”) düşünsel bir eylem biçimidir. Pratik eylemi düşünür,
tasarlar, pratik eyleme bir perspektif sunar. Fakat her düşünsel eylemin
kökeninde (doğrudan veya dolayımlı) pratik bir neden vardır.
Eğer
pratik, teorik olarak düşünülen, tasarlanan ve tartılanın “hayata geçirilmesi”
ise, düşünsel eylemin pratik eylemde devam ettiğini pekâlâ ileri sürebiliriz. Pratik
eylemde düşünsel eylem en az iki biçimde mevcuttur. Bir; önceden düşünülmüş ve tasarlanmış olarak; iki; teoriyi hayata geçirirken teorinin her bakımdan yeniden ve
yeniden gözden geçirilmesi olarak.
O
halde teori ve pratik ilişkisini, karşıtların/farklıların birbirini tamamlayan
birliği olarak kavramak gerekir.
İkincisi: teori kavramı diğer dillerde olduğu gibi empiri
kavramıyla birlikte kullanılır. Burada söz konusu olan daha çok bilimsel
araştırmadır ve konumuz bağlamında bizi özellikle ilgilendiren anlamıdır. Tam
olarak söyleyecek olursak; teori kavramı empiri kavramıyla ilişkili olarak
kullanıldığında, bu, en az iki işlevi kapsar: empirik araştırmaya yön veren,
kuramsal ve pratik araçlarını belirleyen, gözden geçiren ve düzenleyen yöntemi
ve empirik araştırma sonucu elde edilen ürünü kavramlaştırıp sistematik olarak
düzenlemeyi.
Burada
teoriye ilişkin söylediklerimiz bize teorinin pratik ve empiri ile az çok
doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor. O halde teori kavramı söz konusu
olduğunda aklımıza ilk gelen pratik ve empiridir, pratiğin ve empirinin
kuramsal olarak hazırlanması ve pratiğin ve empirinin kuramlaştırılmasıdır.
Şimdi
“felsefe” kavramına dönelim. Felsefe de elbette düşünsel bir eylem biçimidir.
Diğer bir ifadeyle felsefe de teoridir. Fakat nasıl bir teoridir? Bu soru,
doğrudan felsefenin ne olduğu sorusunu içermektedir. Konuya açıklık getirmek ve
sorumuzu yanıtlamak için, felsefenin neyle çalıştığına bakmak gerekir. Felsefe
en başta “mantık” olarak adlandırdığımız felsefi disiplini içerir ve yukarıda
betimlediğim anlamda teoriden farklı olarak sadece kavramlarla çalışır. Bu
açıdan bakınca felsefe teorinin teorisi (meta teori) olarak görülebilir.
Pratiğe ve empiriye en yakın olan ahlak felsefesi, siyaset felsefesi sosyal
felsefe gibi alan/disiplin felsefeleri bile (bir alanla ya da disiplin ile
sınırlı olsa dahi) kuramın kuramıdır.
Şimdi
bu kısa felsefe tanımımızı, yukarıda teori kavramına ilişkin söylediklerimiz
ışığında anlamlandırmaya çalışalım. Yukarıda belirttiğim gibi teori deyince biz
bundan genellikle pratik ve empiri ile az çok doğrudan ilişkili düşünsel eylemi
kastediyoruz. Biraz önce belirttiğim gibi, felsefe de düşünsel bir eylemdir. Peki,
düşünsel bir eylem olan felsefe, düşünsel bir eylem olan teoriden hangi
bakımdan ayrılmaktadır? Bu soruya verilebilecek en doğrudan yanıt: “soyutlama
düzeyi bakımındandır” olabilir. O halde şimdi yukarıda sorduğumuz soruya
dönebiliriz. Soruyu tekrar formüle edelim: “Bilginin neliğini”, araçlarını ve
süreçlerini konu edinen felsefi disiplin için “Bilgi Teorisi” kavramı mı, yoksa
“Bilgi Felsefesi” kavramı mı daha uygundur? İlk bakışta “Bilgi Felsefesi”
kavramı daha kapsamlı gibi görünmektedir ve bu nedenle söz konusu disiplin için
başlık olarak sanki “Bilgi Felsefesi” kavramı daha uygun gözükmektedir.
Fakat
konumuz bağlamında iki ayrıntıya dikkat etmemiz gerekmektedir. Bunlardan ilki,
bilginin ne olduğu ve bu bağlamda “teori” kuramının nasıl bir anlam aldığını
ilgilendirmektedir. Diğeri, başlık aradığımız disiplin için uluslararası alanda
hangi başlığın seçildiği ile ilgilidir.
Birincisi; eğer teori, konusunun
düşünsel düzeyde devam etmesi ise, bilgi teorisi kavramında düşüncede devam
eden, bilgidir. Peki, bilgi nedir? Bilgi ancak nesnesinin neliğini, yani özüne
dair olanın ne olduğunu oraya koyabildiği/kapsayabildiği oranda bilgidir. Yani
bilgi zorunlu olarak teoriktir. En pratik bilgi dahi teorik olmak zorundadır.
Aksi takdirde söz konusu şeyin bilgi olması mümkün değildir. Bu durumda şöyle
bir sonuca ulaşıyoruz gibi: “bilgi teorisi” dediğimizde, biz bunla aslında
teorinin teorisini (meta teori) kastediyoruz. Fakat yukarıda yaptığımız felsefe
tanımına göre felsefe de teorinin teorisidir. Böylelikle gördüğümüz gibi ilksel
olarak bilgiyi konu edinen felsefi disipline “bilgi teorisi” de denebilir,
bilgi felsefesi de. Fakat bilgi felsefesi kavramı sanki daha üşütün, daha derin
çağrışımlara sahipmiş gibi geliyor.
İkincisi; fakat söz konusu felsefi disipline başlık seçerken
dikkat etmemiz gereken başka bir ayrıntı daha var. Dünya küçülüyor, üniversiteler
ve dolayısıyla felsefi disiplinler dünya çapında birbiriyle ilişkilendiriliyor.
Bütün dünya da söz konusu disipline Yunanca kökenli “Epistemoloji” başlığı
veriliyor. Eğer söz konusu felsefi disipline başlık seçilirken bu dikkate
alınacak olursa “Bilgi Teorisi” ve/veya “Bilgi Felsefesi” yerine “Epistemoloji”
tercih edilebilir.
Yukarıdaki
tartışmalarımız bağlamada bir yere yerleştirmemiz gereken son bir kavram kaldı:
“Bilgi Edinim Teorisi”. Yukarıda işaret ettiğim gibi bu kavram doğrudan aktif
bilgi edinim sürecine işaret ediyor ve dolayısıyla bilgi öznesini de içeriyor. Buna
karşın diğer kavramlarda (epistemoloji, bilgi teorisi, bilgi felsefesi)
düşünsel nesnellik (genel geçerlilik) amaçlandığı için öznellik soyutlama
yoluyla dışarıda bırakılmış bulunuyor. Bu durumda ne yapacağız kanımca son
derece önemli olan bu kavramdan vaz mı geçeceğiz, kavramlar kataloğumuzdan
dışlayacak mıyız? Kanımca hayır. Zira eğer “Bilgi Edinim Terorisi” aynı zamanda
bilgi öznesini aktif bir şekilde bilgi edinirken betimliyorsa, bu kavramı, pratik
ve empiri bağlamda son derece anlamlı bir şekilde kullanabiliriz. Zira tam da
pratik ve empiri bağlamında kullandığımız teori kavramında özne etkin olarak
hep göz önüne alınmaktadır.
Toparlayacak
olursak; yukarıda saydığımız üç kavram (epistemoloji, bilgi teorisi, bilgi
felsefesi) anlamlı bir şekilde kendisine bilginin neliğini konu edinen
disipline başlık olarak seçilebilir. Yukarıda andığım dördüncü kavram (bilgi
edinim teorisi) doğrudan pratik ve empiri bağlamını ilgilendiren süreçler için
kullanılabilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder