PDF için tıklayınız...Bilgi edinim
ve bilimsel araştırma sürecinde “duyusal olan” ve “rasyonel olan” bir
bütünlüğün farklı fakat ortak öğeleri olarak ortaya çıkarlar. Bu bağlamda “duyusal
olan”, “rasyonel olan” için gerekli/zorunlu fakat yeterli önkoşulu
oluşturmamaktadır (Locke ve Kant’ın bilgi kaynaklarımızdan bahsederken iki farklı
damara veya köke işaret etmiş olmasını hatırlayalım).
Buna karşın rasyonel
olan, duyusal olana geri dönüşümlü etkide bulunmaktadır ve onu belli bir
biçimde etkileyip biçimlendirmektedir. Örneğin neyi nasıl gördüğümüzün görme ve
görmek istediğimizi bilinçli olarak arama durumunda olduğu gibi. Hayatımızda
metafiziksel kavram ve kategorilerin giderek artması, metafiziksel dünyamızın
giderek genişlemesi sonucu, rasyonel olanın, duyusal olan üzerindeki etkisi
giderek artmaktadır ve hatta artık bazı durumlarda rasyonel olanın, duyusal olanı
belirlediğini dahi ileri sürebiliriz.
Burada bazı durumlarda duyusal olanın
rasyonel olan tarafından belirlenebileceğinden bahsediyorsak bunun tarihsel
anlamda değil, bugünkü mevcut durum olarak alınması gerekmektedir. Zira bugün
eğer bazı koşullarda rasyonel olan, duyusal olanı belirliyorsa, bu, tarihsel
olarak rasyonel olanın oluşmasında ve bazı durumlarda belirleyici duruma
gelmesinde kökensel olarak duyusal olanın belirleyici işlevinin yadsındığı
anlamında alınmamalıdır. Tarihsel olarak duyusal olan kökensel ilk olandır.
Rasyonel olanın oluşmasının nedeni/kaynağı duyusal olandır. Kökensel olma
anlamında alınması koşuluyla burada ifade edilmek istenen ilkeyi, Locke’tan
hareketle Latince bir deyime ile “nihil est in intellectu quod non prius fuerit
in sensu” (“Daha önce duyusal olanda olmayan hiçbir şey anlama yetisinde
değildir”) olarak dile getirmek mümkündür –ki örneğin Descartes gibi
Rasyonalist okulun temsilcilerinin karşıtı olan Empiristlerin hepsinin çıkış
noktası bu ilkedir denebilir.
Rasyonalistler ve Empiristler
arasında bir senteze ulaşmaya çalışan Kant bile aslında -kavramın belli bir
anlamında- bu duruştan hareket etmektedir. Şöyle diyor Kant:
Fakat bütün düşüncenin duyusallıkla
ilişkilenmesi (…) gerekir; çünkü bize nesnenin başka bir biçimde verilmesi
mümkün değildir.
İ. Kant, Kritik der reinen Vernunft (Salt Aklın Eleştirisi), B33.
O halde köken
bakımından ‘duyusal olan olmadan rasyonel olanın olması mümkün değildir’
denebilir.
A). Duyusal Olan
“Duyusal
Olan” nedir? Duyusal olan, “İlk Sinyal Sistemi” temelinde oluşur/ortaya çıkar.
Çıkış noktası nöro-fizyolojik süreçlerdir. Söz konusu süreçler, insanın alımlayıcılarının,
alımlanan uygun etkileri alımlaması ve bu etkilerin sistemin kendi sinyallerine
dönüştürülmesiyle başlar.
Duyusal olanın sinir sisteminin kanalları aracılığıyla
zamansal olarak da peş peşe gelen, beynin duyusallıktan “sorumlu” merkezlerine iletilmektedir.
Burada son derece karmaşık, aynı zamanda düşünsel olan unsurları da içeren
refleksiyonlar (yansısal düşünümler) gerçekleşmektedir.
Yukarıda kullanılan “zamansal-olarak da peş peşe
gelen” kavramının “mekânsal-zamansal” etkinliğin oluşması anlamında alınması/anlaşılması
gerekmektedir.
Duyumsayan, etki eden nesnenin tekil etkilerini resmederken,
yani temel olarak “yoğunluk”, “nitelik”, “süre” ve “mekânsal koordinatlar”
temel alırken; algılama yetisi, bilgisi edinilmek istenen nesneye dair
alımlanan verileri olarak bütünlüklü bir tabloya dönüştürür ve burada karakteristik
özelliklerini, bütünlüğünü ve yapısallığını resmeder. Yani algılanan nesnenin
bütünlüklü bir tablosunu oluşturur. Genel olarak bu bütünlüklü tablonun, bütünlüklü
bir sistem oluşturan birçok analiz edenin (çözümleyenin) işlevsel
etkisi ile oluştuğu ileri sürülür. Bu süreçte genel olarak analiz edenlerin
arasından bir analiz edenin “yönlendirici” rolü olduğundan hareket
edilmektedir.
Yukarıda söylenenlerden de görülebileceği gibi, duyusal
olandan, duyumsayan ve algılayanın bütünlüklü birliği anlaşılmaktadır. Duyumsayan
ve algılayan, kısacası duyumsal olan söz konusu olduğunda hep bir nesnenin mevcut
olduğu ve hâlihazırda bulunduğundan hareket edilmektedir.
Daha önceki dersimizde “duyusal tasarım” kavramının ne
anlama geldiğini ele almıştık. Buraya hatırlatmak tekrarlamak istiyorum: Duyumsanan
ve algılanan, bilgi öznesinin bilgi nesnesiyle ilişkilendiği andır. Duyusal
tasarımda nesneyle doğrudan nesneyle kurulu olan ilişki anını betimlemez.
Duyusal tasarım, geçmişte algılanmış nesnelerin tasavvur gücü aracılığı ile
zihinde düşünsel yeniden üretimini betimlemek için kullanılır. Bu bakımdan
duyusal tasarımlar, teorik düşünme ile ilişkilenerek belli bir genelleştirme ve
idealize etme (idealleştirme) anlamına da gelmektedir. Duyusal tasarım,
yaratıcı fantezinin/kurgunun temel unsurlarındandır.
Buraya hatırlatmak amacıyla literatürde (kaynaklarda)
çok anlamlı olarak kullanılan “duyusallık” kavramına dair söylediklerimizi de
aktarmak istiyorum: “Duyusallık” (İng. Sensation;
Al. Sinnlichkeit) kavramı, “duyusal
olan” (İng. Sensual; Al. Sinnliches) kavramı ile
karıştırılmamalıdır. Duyusal olan doğrudan duyularla ilgili olandır. Duyusallık
da duyusal olanla da ilişkilidir. Fakat aynı zamanda dış nesnelere dair duyusal
olan üzerinden toplanan duyusal özelliklere de/verilere de işaret eden bir
kavramdır. Yani bu kavram ile genel anlamda dış nesnelerin dış duyu
organlarıyla algılanabilen özelliklerine de gönderme yapabilir.
B). Rasyonel Olan
Rasyonel
olan, “ikinci sinyal sistemi”ne temel oluşturan nöro dinamik süreç üzerine
kurulu dış nesnelerle ilgili düşünsel (rasyonel) yansısal (refleksiyon) biçimlerden
birisidir.
Rasyonel olanın ifade biçimleri, kavram, önerme,
hipotez ve kuramdır. Duyusal olandan farklı olarak rasyonel olan, bakışsal-somut
değil, mantıksal-soyut bir ilişkiyi dışa vurur ve nesnel gerçeklikle ilişkisi,
dolaysız değil, dolaylıdır.
Buna karşın rasyonel olanın kökeni ve temeli duyusal
olandır. Duyusal olandan rasyonel olana doğru ilerleyen ve giderek soyutlaşan
(doğrudan oluş yerini dolayımlı olana bıraktığı) bir süreç vardır. Bu sürecin
sonunda soyutlama yolu ile elde edilen ürün, mantıksal-soyut yansısal bütünlüklü
bir tablolardır.
Bu ürün mantıksal soyutlama (İng. “invariance”/Al.
“Invarianz” oluşturma) yolu/yöntemi ile elde edilmektedir. Bu soyutlama
sürecinde, özsel olmayan, tekil ve rastlantısal olan, özsel, genel ve zorunlu
olandan ayrılır. Diğer bir deyişle özsel olmayan, tekil ve rastlantısal olan
ayrılıp dışarıda bırakılırken; özsel,
genel ve zorunlu olan saptanıp tutulur.
Bu soyutlama sürecinde elde edilen teorik ürünün ifade ediliş biçimi, işaretlerdir, özellikle dilin araçları olan işaretlerdir: kelime, önerme cümleleri ve simgeler.
Soyutlama sürecinde kelimeler üzerinden kavramlar oluşturulur. Yani soyutlama sürecinin ürünleri kavramlardır.
Bu soyutlama sürecinde elde edilen teorik ürünün ifade ediliş biçimi, işaretlerdir, özellikle dilin araçları olan işaretlerdir: kelime, önerme cümleleri ve simgeler.
Soyutlama sürecinde kelimeler üzerinden kavramlar oluşturulur. Yani soyutlama sürecinin ürünleri kavramlardır.
Nesnelerden etkileniş şekline göre tasarım
elde etme yeteneği, duyusallık olarak adlandırılır. O halde nesneler bize
duyusallık üzerinden verilir; ve bize yalnızca o (duyusallık,-DG), bakışlar
sunar; fakat anlama yetisi tarafından onlar (bakışlar,-DG) düşünülür ve
kavramlar onda (anlama yetisinde,-DG) oluşur.”
İ. Kant, Kritik der reinen Vernunft (Salt
Aklın Eleştirisi), B33.
Bu
kavramlar, duyusal olanda olduğu gibi kavranmaya çalışılan nesneyle duyusal
veriler üzerinden doğrudan ilişkilenmek yerine son derece soyut ve dolayımlı
ilişki kurmamıza olanak sağlar. Bu ilişki, kavramlar üzerinden kurulduğu için
artık duyusal olarak algılanabilen teker teker nesnelerle kurulan bir ilişki
değildir. Duyusal olan üzerinden algılanabilen teker teker nesnelerle
ilişkilenmek yerine kavramlar üzerinden kurulan ilişki, artık bir nesneler
sınıfında özsel olana gönderme yapmaktadır.
Örnekleyecek olursak: Duyusal olan üzerinden, örneğin ağaçlar
sınıfını ele alacak olursak, teker teker A-ağacı, B-ağacı, C-ağacı ile
ilişkileniriz (A-ağacı kaysı ağacı; B-ağacı elma ağacı; C-ağacı, şeftali ağacı
olsun). Duyusal olan, insanı dış dünyayla ancak doğrudan ve nesnelerle teker
teker ilişkilendirebildiği için, duyusal olan bize bu ağaçlarla ancak teker
teker ilişki kurma olanağı sunabilir. Yani her üç ağacı da –en azından bir bütün
olarak- aynı anda algılamamız mümkün değildir. Buna karşın bütün ağaçlarla aynı
anda ilişki kurmamızı ancak rasyonel olan sağlayabilir. Kelimelerden kazanılan
kavramlar aracılığıyla şeyler sınıfıyla aynı anda ilişki kurmak, onları
birbiriyle özsel olarak ilişkilendirerek mümkün olur. Diğer bir deyişle
kaysı ağacının, kaysı ağacı olmasından, elma ağacının, elma ağacı olmasından,
şeftali ağacının, şeftali ağacı olmasından soyutlayarak her üç farklı ağacı ağaç
olma ortak özelliği (“ağaçlık” özelliği) üzerinden ilişkilendirmiş oluruz. Dolayısıyla
her üç ağaç ile rasyonel olan üzerinden aynı anda ilişki ancak “ağaç”
kavramıyla mümkündür. Ağaç kavramı bize bütün ağaçları aynı anda birden ancak
onları birbiriyle özsel olarak ilişkilendirerek verir.
O halde kavramlar, en önemli kuramsal araçlardır ve
şeylerle özsel ilişki kurmamıza, genel olanı kavramamıza yardımcı olurlar.
Kavramlar önermeler formüle etmemiz olanak sunar. Kurulan önerme cümleleri
aracılığıyla kavramlar, nesneler arasında ve nesneler ile özellikleri arasında
ilişki kurmamızı sağlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder